Bu yaşıma geldim, hep önyargı ( arka yastık hava yastığı böyle bir espri yapmak geldi içimden yazarken anlamadım sebebini. Sorma neden. ) neyse, diyorum ki hep önyargıyla büyüdüm. Herkese, her şeye karşı. Bir de kimilerini ayrı yere koyma olayı yok mu, düşman başına. Hiçbirinin bi sikimi hak etmediğini düşününce, yazık ediyorsun kendine yazar ve sevgili okur, yapma etme. Neysem, bu yaşam tarzı şu şekilde özetlenebilir. Benim için güzel bir kız, Liv Tyler’ı örnek verelim mesela- hoş o benim için insan bile değil de- o kız böyle mükemmeliyetin anahtarıdır. En basitinden bir insan olarak ne yapmamız gerekir? Sıçmak. Evet, oturursun alaturka tuvalete ya da klozete sıçarsın çotur çotur. Hah işte, Liv senin için sıçmaz. Sıçsa da pembedir boku. Kokmaz. Bu ütopik dünyadaki süper kahramanları hayal edebiliyor musunuz? Tam olarak öyle.
Evet, yazımızın temasını oluşturan bu önyargı ( arka yastık ) kırılma noktasına geldi bu son iki senedir. Demek ki neymiş yapmayacağız ön yargı. Ve anlaşılan şu ki tanımadığın için ön yargın var. Uzaktan izlemeye vallahi gerek yok. Kimsenin kimseden eksiği olmadığına göre , hem ölümlü de dünya kısacık, git tanı abiciğim ya. En azından bir merhaba de, o seni siklemezse daha iyi. Bir kişiyi tanımaktan kurtulmuş olursun. Her neyse, Olaylara geçelim hemencecik.
Büyümüş birey olmuş bir erkekseniz. Artık beyaz külotu unutun. Annenizin sizin için pazardan aldığı, onluk külotlar bitmiştir. Allah Allah niye ya? Oldum ilk kez bu gerçekle yüzleştiğimde. Çünkü artık Boxer* var. O ne lan? Hah işte tam Türkçesiyle, testisleri sıkan ya da diğer türlerinde serbest bırakan şortumsu külota verilen ada denir. Birey olmuş gençler bunu giyer. Benim gözümde de böyleydi. Her gördüğüm saygı duyduğum, özümsediğim arkadaşlarım boxer giyer. Yakışıklı erkekler, karizmatikler, çevresi olanlar, her gün ayrı kızla yatanlar, hepsi boxer giyer. Aferin onlara. Bende boxer giyerim. Bana da aferin. ( şimdi burada sen ne diye iç çamaşırını anlatıyorsun ayıp değil mi? Derseniz bende size derim ki görmediğimiz ya da söylemediğiniz halde kızların da sutyen taktığını biliyoruz? E bu da mı erotik. Aynı şey ikisi okur. Aş artık duvarlarını. Cahil olma.)
Neyse bu hayat dolu gerçek ta ki o geceye kadar sürdü, artık böyle bir gerçek yok. Bir sebepten bir yerde bir arkadaşımda kalıyorum. E malumunuz uyuyacağız geç olmuş. Ancak bu arkadaşa ben fena saygı duyuyorum. Bildiğin diğer yanım bir konuda. Hani ağır kişilik kendisi. Anlayın işte. Uyuyacağız dedim ya. Eşofmanlarımızı giymek için harekete geçtik ve o an ölmek istedim. Aman tanrım, olamaz dedim. Nasıl ya? Nasıl olur? Resmen beyaz külot giymişti. Ve mutluydu ve suratıma bakarak gülerek ‘ yorucu günlerde bunu giyiyorum ihihihi’ dedi. Ve anladım ki ( o anda leman sam çaldı ) hiç kimse, hiç kimse gerçek değil… yav nasıl insansın sen, yorucu günü mü olur külotun. Ya bir de gülüyor. Ya bir git ya. Bu sırrı mezara götüreceğim. Tabi sende benim ses senkronu bozukluklarımla uğraşmaktan vazgeçersen. Tehdit de ederim oturduğum yerde. Hayat garip işte ya.
Bir şekilde bir yerde arkadaşımla kahvaltı yapıyorduk. Ekmek ne kadar da tazeydi, ben rahat yiyemiyordum. Çünkü nereye gitsem ne yesem önüm batıyordu. O güne özel değil anlayacağınız. İşte ben yerken önümde ekmek kırıntısı dağı oluştu. Utanıyorum mına.com.tr. arkadaşın önü tertemiz yav sen nasıl elinle koparıyorsun o ekmeği. Sanat maşallah. İşte ben itiraf ettim. Dedim böyle böyle, ben yiyemem. Sonra üzerine rahat bir şeyler giy istersen dedi. Viski aldı. ‘ anlamazdın’ çaldı. Abartmayalım. İşte öyle stressiz yedim ben. Bir de zor doyarım. Yerken toplumsal mesaj verdim. ‘ iki lokma yeyip doyanları anlamıyorum ya, burger da bile küçücük patatesi yarım bırakıyorlar, salatayla doyan insan tanıyorum yemin ederim, vallahi pes onlara ‘ diyerekten kendime pay çıkarıyorum dramatize ediyorum olayı ki çok yersem vahşi demesin güya. O da destekledi sağ olsun.
Müzik dinliyoruz bu bir şekilde bir yerdeyle. Kibariye çalıyor. Türküz sonuçta müzik duyunca doğu ezgisi, vücut kendiliğinden reaksiyon veriyor. İşte her neyse, biz böyle gülüyoruz. Sağa sola sallanıyoruz. Ancak ikimizde de bir stres, bir hissiyat var. Çözemiyoruz. Etrafa bakınıyoruz. Mutluyuz ama eksiğiz. Ve gerçek ortaya çıkıyor. İkimizde şarkının sözlerini bildiğimiz halde, söylemiyoruz. Neden bunu yapıyoruz? Neden biz küçük Leninler, küçük hitlerler ( komik oldu hitlerler bir berber bir berbere gibi oldu dimi lan okur, ha berber berberle dükkan açıyor yanlış olmasın ) neysem nasıl olurda popüler kültüre, kapitalizme yenik düştük? Sırf kırrov ( o harfini yuvarlayıp söylerseniz aksanlı oluyor) demesinler diye o zevkten o şarkıdan mahrum kaldık. İçimizdeki sanat aşkı durdurulamadı. Ve göz göze geldik. Ah Romeo neden romeosun sen dedim. Demedim tabi. Sonra şarkıyı söylemeye başladık. Komikti. Eğlendik vallaha. Siz siz olun yok gülerler, yok efenim ne derler ayağına zevkinizden mahrum kalmayın.
Şimdi siz ‘ şarkıyı biliyorduk, ikimizde söylemedik, utandık, sonra söyledik.’ Cümle kalıbıyla anlatabileceğim bu şeyi niye bir paragraf anlattığımı merak ediyorsunuz. Bende ediyorum. Ne kadar çok ortak yönümüz var? Sevişebilir miyiz? Ha bak işte doğrudan denmiyor sevişebilir miyiz? Neymiş bir şekilde olayı bağlamak lazımmış. O yüzden Abaza diye bir kavram var. Anladın mı okur?
Var ya böyle anlatıyorum ya ben sıkılmıyorsun dimi sen? Eskiden bir konu bir amaç üzerine yazardım, artık istemiyor canım. O yüzden başıma gelen olayları yazıyorum. Neden? Çünkü artık film çekme fırsatımız var. Engin düşüncelerimi ve felsefik duygularımı filmlerimde, so desu ne merro ile paylaşacağım. Bizi bekleyin. Bir gün bu isimleri bir şekilde bir yerde duyacaksınız. Belki sinema salonu afişlerinde belki de koridor nöbetçisi olan bir hocanın yaka kartında ya da ‘ borcunuz 20 lira 60 kuruş’ diyecek bir kasiyer. Ama her ne şekilde duyarsanız duyun, sese kulak verin. Arkanızı dönüp gitmeyin. İki muhabbet edin.
Ve unutmayın arkanızdan biri el kamerası ile koşuyorsa o kesin ya ben ya merro ya da blair cadısıdır. Kimi seçeceğinizi biliyoruz. Sevişmek için 3’e basın.
33333333333……………….333333333333….
Yazıyı bir türlü bitiremedim, senden isteğim var okur. En sevdiğiniz kişiyi elinde yarım ekmek arası tuzlu domates ve üzerinde beyaz külotla, blair cadısından kaçarken hayal et. Yap bunu okur. Hayal et…hayal et sevgilim..ah irem..mal irem..ilhan irem. Son.
Yorumlar
“Ekmek,Külot Ve Blair Cadısı” Yazısı için Henüz Yorum yok
Yorum yolla.