18:51
“Biz ne zaman normal olacağız? Veya gerçekten huzurlu ve düzenli hayatlar sürmek istiyor muyuz?” diye sordum bu gün, artık kiracı sıfatından ev sahibi sıfatına tarfi etmiş çok yakın arkadaşlarıma hayırlı olsun ziyareti yaptığımda.
Eskisi kadar çıtır ve enerjik değiliz. Daha yorgun ve daha büyüğüz; ama daha olgun muyuz emin değilim.
Güneş doğarken leş gibi sigara ve alkol kokarak, makyajım akmış, saçım dağılmış yalpalayarak kapının kilidine anahtarı sokmaya çalıştığım çılgın danslı her club gecesinin sonunda, “Deja-vu gibi geliyor, her gece birbirinin aynısı! Artık club.lar bitmiştir benim için.” diyorum, sevdiğim insanlarla sohbet ederek bir kaç kadeh içki içip, manzaralı bir yerde leziz bir yemekten çok daha fazla keyif alıyorum. Yaşlanmanın birinci belirtisi: Üç gece arka arkaya parti- animal moodunu korumak şöyle dursun, bir gecenin bile fazla gelmesi…
İkincisi de hepimiz göğüslerimize takmış haldeyiz. Ben durup durup “Yaa benim göğüslerim küçülüyor.” diyorum. Başkası da “Bence benimkiler sarkmaya başladı.” diye eşlik ediyor, başkası “Benimkiler de vücuduma göre çok orantısız” diye yakınıyor. Görünüşümüzle ilgili tek sıkıntımızın sivilceler olduğu dönemler geride kaldı. Bunun ilerleyen aşamaları da kırışıklar olacak sanırım, neyse ki daha ona yolumuz var.
Görüntümüzle ilgili olanlar kişisel takıntılarımız aslında. Hala parlak ciltlerimiz ve saçlarımız, hızlı çalışan bir metabolizmamız ve biçimlice vücutlarımız var; ama içimiz bir yaşlı. Şevkimiz kalmadı hiç bir şeye karşı.
Erkeklerle ilişkilerin -ki bir ara yelpazemi sadece erkeklerle de sınırlı tutmamış olduğumu itiraf etmem gerek- her türü yaşandı, her tarzdan adam hayata girdi, dört sene önce ağzımız açık dinlediğimiz şeylerin kat be katı bizzat yapıldı. Artık şaşırma yeteneğim bile yok. Karşımdaki çok heyecanlı bir şekilde bir şey anlatıyor, fazla sıradan geliyor bana. İş desek her sektöre bir parmak attım sanırım: Televizyon, organizasyon, moda, hukuk, pazarlama…
Benim için artık sıradışı kalmış tek şey “normal olmak”. Yani tek eşli kalmak, gündüz gezmeleri yapmak, düzenli bir hayat kurup iş-ofis-ev arası koşturmak…
Peki bunu istiyor muyum?
Bugün mesela tam bir “Genç ve sosyal evhanımı” örneğiydim.
Sabah 9da çalan alarmımla yataktan fırladım. Diz hizasında bir etek, siyah opak çorap, beyaz gömlek ve şık siyah topuklu ayakkabılar giydim. Yani cumartesi sabahı için oldukça klasik, oldukça şık bir kıyafet. Asla ortayaşlı işi değil; ama kot-babetten daha klas, daha ciddi. Babamla sahilde nefis bir boğaz manzarasına karşı kahvaltı ettikten sonra, Zümrüt’e kep fotoğrafı çektirmeye gittim.
Okuldan mezun olduğum filan yok; ama bir de utanmadan kepimi takıp cübbemi giyip pozlarımı verdim. : )
Sonra biraz dergi alışverişi yapıp, Beşiktaş’a iki yakın arkadaşıma hayırlı olsun ziyaretine gittim.
Üzerimde gömlekle oturmuş, benim misafirliğe giderken özenle seçtiğim pastaları yerken ve ev hediyelerini verirken kendimi çok olgun hissettim ve garip bir şekilde bundan rahatsız olmadım, aksine keyif aldım. “Hediyeler alıp, ev ziyaretleri yaparak zaman geçirmek de eğlenceli olabilir aslında.” diye düşünürken bütün oturaklılığımı bozacak bir şey oldu.
Özge “Annem karşı komşuyu görmüş, yakışıklı bir adammış.” dedi. Tabii ki bunun şehir efsanesi olarak devam etmesine izin verecek, bizden biri tesadüfen adamla karşılaşana kadar bekleyecek değildim. Hemen kahve takımından sütlüğü kaptım ve karşı komşunun ziline bastım. Adama da gayet civelek, “Sütünüz var mı acaba?” diye sordum. Adam şaşırmıştı. Eğer eve taşınan ben olsam, “Ben yeni komşunuz” diye kendimi tanıtarak başlardım; ama “Ben yeni komşularınızın arkadaşıyım. Bundan sonra sık sık da burada olacağım.” demek biraz saçma olurdu, o yüzden doğrudan sütten girdim. Adam gerçekten hoştu, oldukça kibar bir şekilde onda da süt olmadığını söyledi. Bırakır mıyım öyle tam bir süzmeden! “Peki apartmanda oturan aile biliyor musunuz? Süt bulabileceğim herhangi bir daire?” diye sorup muhabbeti uzattım. İçeri dönüp, “Evet adam gayet hoş, ikinizden biri duruma el atmalı! Hem de kibar, hem de mühendis!” dediğimde kızlar gülmekten ölüyorlardı.
Karşı komşuyla nasıl kaynaşılır geyiği başlattık böylece. En faydalı yöntemin, duştan çıkışta üstünde bornoz ile çöp atmaya çıkmışken kapıda kalmak olduğuna karar verdik! : )) Telefon yok, cüzdan yok, tabii ki başvurulacak ve yardımı istenecek kişi karşı komşu olurdu böyle bir durumda. Elbise niyetine giymelik bir t-shirt vererek başlayabilirdi hatta yardıma! Hahah neyse ki karşı komşum yaşlıca bir çift! Yoksa bu taktiği de denemeye kalkabilirdim =p
Yorumlar
“18 Nisan cumartesi” Yazısı için Henüz Yorum yok
Yorum yolla.