Derinden gelen bir algı yalnışlığı var. Gözlerim bana karartılar içinde ışık oyunları oynuyor. Bu oyunlarda yalnızım. Yaptığım her mızıkçılıkta kendime daha çok kızgınım.
Nerden gelir ki bu derin algı boşluğu? Belki boşluk dediğim benim tıka basa doluluğumdur. Bardağın dolu mu yoksa boş tarafını mı algılamalıyım? Oysa ben bir bardak göremiyorum.
Sapkın denecek kadar ileri gidebildiğim histeri krizlerim var. Ve bu yaşadığım hisslerin bir yerlerde daha önce yaşanmış ve de yaşanacak olduğu fikri beni hiçleştiyor. Kedimin hiçleştirilmiş haliyim.
Bu hayatta üzerine düşünebileceğim herşey bir karanlık. Düşünce yöntemi denilen kodlanmış bir araç mekaniği çalışıyor içimizde. Ve dışına çıkınca buna akıl hastalığı deniliyor. Birileri ” dahi ve deli arasında çok ince bir çizgi vardır.” demiş. Peki o çizginin tam üstünde nereye gideceğini bilemeyen bir ip cambazından farksız her an düşmeye hazır olanlar ne olacak ?
Bizi bekleyen sonzsuz bir düşme hali. Uyku halinde devamlı bir düşüş.
Kırıntılarıyla beslendiğim bir mutluluk ekmeği. Yavaş yavaş boğazıma takılan gereğinden fazla beklenti .
Kendimi uzun yıllar var olmuş bir şirketin iflasından sonra kaldırılmış tabelasının ardında bıraktığı iz gibi hissediyorum.
Yorumlar
“İz” Yazısı için Henüz Yorum yok
Yorum yolla.